Anadolu Kanyon İhtisas Spor Kulübü Derneği (ACC)

BİR HAYALE YOLCULUK : “VALLA KANYONU GEÇİŞİ”

Bu kez heyecanım, 3 yıl önce günübirlik Yaci Kanyonu etkinliğinden sonra hedefime koyduğum, dünyanın ikinci büyük kanyonu olarak ifade edilen Kastamonu-Pınarbaşının 13 km lik Valla Kanyonu için..

Buluşma noktası olarak seçilen Safranbolu’da yaşayan anne ve babamın evinde “deli işi” demişti babam. Hayatı boyunca matemetik aklı ile hareket eden babam için, fazlaca risk taşıyan aktivitelerle uğraşmak akılsızlık. Çünkü ona göre, bunun kimseye bir faydası yok.. Halbuki sınırsız heyecan ve hedefe ulaşmanın getirdiği tarifsiz keyfin ötesinde insanın kendini tanımaya ve sınırlarını ölçmeye fırsat yaratması en büyük fayda..

Aynı hedefe odaklı, 16 yaşındaki genç adamımız hariç hepsi orta yaş üstü, başarılı iş konumlu, ancak kimbilir hangi duygu ve hayali içinde saklı 9 kişi kanyon başında toparlanıyoruz. 

Ekip üyeleri, yolun başında Ankara ve İstanbul gurubu olarak sanki ikiye ayrılmış gibi. Ama zamanla göreceğiz ki, ekip tek ruh ve bedenle hareket etmezse, keyif değil eziyet haline gelebiliyor etkinlik.

En önemli hazırlık 5 günlük yaşamımızın temel gereklerini emanet edeceğimiz su geçirmez çantaların hazırlanması. Henüz fizik tedaviden yeni çıkmış boynumun durumu ve doktorumun uyarıları umurumda değil bu kez, sınırlarımı zorlayacağım. Her ne kadar daha yola çıkmadan KAD’in kanyon sorumlusu Celal’e koşullarımı ifade ederek katılmış olsam da, kendime özel bir ayrıcalık tanınma ihtimaline bile dayanamam. Ortak yükten payıma düşeni alıyorum. Zaten hazırlıklıyım, özel eşyam yok denecek kadar az. Çantalar tartılıyor, ağırlıklar 11-18 kilo arasında paylaşılmış durumda. 

Nefes almayı bile güçleştiren 6 mm’lik 2 kat neopren elbise, her yerinden teknik malzeme sallanan emniyet kolonu, kask, biraz büyük gelen can yeleği, boyuma yakın çanta yüklenmiş 43 kiloluk bedenim ve heyecanı tavan yapmış ruhumla aktiviteye hazırım. 

Son on yıldır fotoğraf tutkumun yaşamımı yönlendirmesine rağmen, bu kez bu aktiviteyle arama hiçbir şey girsin istemiyorum. Bütün etkinliği katıksız, vizörden değil dünya gözü ile görmek niyetim. Ancak KAD ekibi özellikle rica ediyor, kendi küçük kompakt makinalarını bana teslim edip aktiviteyi başından sonuna fotoğraflamamı istiyorlar. Kurtuluş yok, yapılacak. Bu büyük bir sorumluluk, ama iyi de olacak, kaç kişi gelip görebilir ki buraların güzelliğini, üstelik arşivimde böylesi bir aktivitenin fotoğrafları da yeralmış olacak. 

Zor olacak aslında, her adımı risk içeren yol boyu, fotoğrafı da düşünmek, çekilecek noktalarda makinayı her defasında su geçirmez bel çantasından çıkarıp yerleştirmek, bu hazırlıklar sırasında ekibin bekleme sınırlarını zorlamadan ekipten kopmamaya çalışmak…

Üzerime aldığım fotoğraf sorumluluğun ayrı bir efor ve konsantrasyon gerektireceğini ta başından biliyorum. 

Kanyonun başında herkes bir “body”e sahip oluyor. Celal en yüksek güvenlik ve sorunsuz bir etkinlik için bütün kuralları kesin bir dille belirtiyor. 

Kanyonun girişi davetkar bir havuzla karşılıyor insanı. Sanki çok zor olmayacak gibi, suyun akışına bıraksan, çıkışta bulacak gibisin kendini. İki çayın birleştiği, suyun debisinin arttığı ilk beşyüz metrede işin gerçeği kendini gösteriveriyor. “Çavlan” denen, bazıları masum görünen irili ufaklı  şelaleler nasıl da tehlike barındırıyor. Bu noktada oluşan girdap seni doğruca aşağı çekiyor, hele benim gibi hafif kilonun, emniyetsiz suyun üstünde kalmasını olanaksızlaştırıyor. Bolca su yutuyorum, Hasan beni yukarı itiyor, yeniden nefes almak güzel.. Korku çabucak geçiyor, yerini akla bırakıyor. Belli ki suyun şakası yok, kesinlikle daha dikkatli olmak gerek. 

Daha ilk girişte bin metrelere yükselen suyun iki yakasındaki kaya duvarları, sonraki günlerde de hiç aşağı inmiyor. En yükseği bu derken, ilerledikçe arkasından daha büyük bir dağ yükseliyor göğe.. Çoğu gükyüzünü görmeden ilerliyoruz suyun içinde.. Sakin aktığı yerlerde yüzerek, ama çoğu zaman iple kendimizi ve çantaları güvene alarak tek tek, adım adım ilerliyoruz. Suyun geçit vermediği yerlerde, daha önce tek bir canlının bile ayak basmadığı muhtemel yerlerden, bir yanı uçurum kayaların üzerinden ilerliyoruz dikkatlice.

Bu arada ekibin ruhu da yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Atılan her adımda, geçen her gün ve gecede kendini gösteriyor kişilikler…

Ekip lideri Celal sorumluluğunun bilincinde, deneyimi ve teknik bilgisi ile her adımımızı kolaylaştırıyor. Ama bence biraz fazla hoşgörülü. KAD Başkanı Erdal ekibin arkasını toparlıyor. Herkesi her şeyi şahin bakışları ile gözlemliyor, kendisine ihtiyaç olmadıkça ekip başına fazla karışmıyor. Erdal’ın 16 yaşındaki oğlu müthiş performans gösteriyor. Teknik bilgisi yerinde, cesaretini ise Karadenizli atalarından almış belli ki. Ekibin moral kaynağı Apo.  Kocaman gülümsemesi yüzünden hiç eksik olmuyor, her şeye iyi bir anlam yüklüyor. Az konuşan Hasan iyi bir dağcı ruhuna sahip. Çevik, yardımcı, paylaşımcı. Ekipte önceden tanıdığım tek kişi Nesrin. Valla kanyonu geçişi bizim ortak düşümüzdü. Yapıcı, paylaşımcı. Benim ani heyecan çıkışlarımı dengede tutmaya çalışan canım arkadaşım.. 

Ankara’dan katılan diğer iki kişi Zati ve Ali. Zati’nin büyük bir gayretle Ali’yi de yanında tutarak, ekibin “ötekileri” olma konusundaki ısrarı şaşırtıcı. Kendisini yazılarından tanır, sayar, takdir ederdim. Şimdi, Valla Kanyonu etkinliğimiz ile ilgili yazdıklarını okuyunca, kendi değimi ile “kendi iç dünyasına yaptığı yolculukları” ne yazık ki gerçeklerden uzak, kendi karmaşasına göre aktardığını gördüm. İşte örnek: Kanyonu “Hay senin Fotoğrafına” başlığı ile anlatıyor, benim fotoğraf çekimim sırasındaki sıkıntısını belirtiyor, ancak yazısına süs olarak benim çekip gönderdiğim fotoğrafı kullanıyor, üstelik izinsiz!

Yazıya gerek yok, bütün ekip bir dağcının nasıl böylesine bencillik örneği sergileyebileceğine tanık oluyor yok boyu. Öyle çok şey yaşıyoruz ki, artık bu durumu Celalin ve Aponun aşırı hoşgörülü yaklaşımı ile kabulleniyor, yok gibi davranıyoruz. Aslında üzülüyorum öylesine itilmiş, köşesine sinmiş haline. Hiç keyif alamıyor gibi görünüyor sanki acı çekiyor. Arada hatırını soruyorum ama aldığım cevap buz gibi kısa cümleler. Belli ki hala iç dünyasında kendisi ile savaşıyor. 

Daha ilk günde, öğle yemeği olarak yediğimiz fındığın boğazıma takılması ile yanında tek matara taşıyan kişi olarak kendisine el açtığımda buz gibi “hayır” cevabı karşısında dehşete kapılıyorum. Halbuki su zaten biraz aşağıda ve hep içindeyiz. Öylesine güvensizlik hissi yaşıyor ki, her teknik geçişte atılan düğümü mutlaka kontrol ediyor, kendisini, body’sini ve çantasını güvene aldıktan sonra arkasına bile dönüp bakmadan geçip gidiyor, kimseye el uzatmıyor. Her fotoğraf çekimimde kareye ilk poz veren olup, sonraki çekimlerin sıkıntı ile bitmesini bekliyor. Ali’nin yanında getirdiği su geçirmez fotoğraf makinası ise sadece ikisinin model olduğu yerlerde kullanılıyor.  

Düşünüyorum, aslında bu onun mesleği, “doğa okulu” adı altında çocuklara dağcılık ve doğa sevgisi öğretiyor. Aklıma buradaki davranışları geliyor dehşete kapılıyorum, küçücük beyinleri kendi karmaşası ile yoğuruyor, “önce can, sonra canan” öğretiyor olabilir mi? Anne ve babaları düşünüyorum çocuklarını emanet eden. Bilseler marjinal görüntüsü altında yatan müthiş bencil, güvensizlik içeren düşünce yapısını.. 

Her kamp alanına geldiğimizde hepimizin ateş yakma, akşam yemeği hazırlığı, ortak eşyaların tasnifi, ertesi günün geçiş planı gibi işlere emek harcarken; kendisinin gece yatmak için en iyi yeri seçme önceliğini ilk günden sonra artık sorgulamıyorum bile. Çünkü bu onun en doğal hakkı. -Önce gelen en iyi yeri kapar-. Yemek hazır olduğunda, tencerenin başına ilk gelip yemeği ve çayını aldıktan sonra köşesine çekilmesini garipsemiyor hiçbirimiz. Bulaşık mı? Aklımıza bile getirmiyoruz işin ucundan tutmasının, zeten hiç yeltenmiyor. 

Halbuki suda olmak kadar keyifli kamp yerinde olmak. Hemen odun toplayıp ateş yakıyoruz ortaklaşa. İlk günün başarısız girişiminden sonra yemek işini biz kızlar alıyoruz, unutulan tuz yerine keyfimizi katıp en lezzetli yemekleri pişiriyoruz. Evde zor gelen bulaşık da sorun değil burada. Ortada ne mızmızlanan, ne şikayet eden var, her şey mutluluk ve paylaşımla yapılıyor. Kanyon boyunca zorunlu olarak seçilen kamp yerleri aslında oldukça konforsuz, kayaların üzerinde, dar alanda ve suya uzak. Hele bir kamp yerimizde su, içme ve yemek için 10 metre aşağıdan, Celalin kaskı içinde iple çekilerek taşınıyor. Ortak hiçbir işe karışmayan ama pastanın baba dilimini almaktan geri kalmayan Zati’nin keyifli bir anına denk geliyoruz nihayet. Zor koşullarda aşağıdan taşıdığımız suyu duş almak için kullanıyor şarkı mırıldanarak!!

Dört gece çabucak geçip gidiyor, ağrıyan ve iyice ağırlaşan bedenlerimize rağmen geç saatlere kadar süren sohbetlerle, anılarla, gölge oyunlarıyla.. Çadırsız yatamayacağımı düşünürken,  uyku tulumuna bile girmeden yıldızları örtüyorum üzerime.. Hele böceklerden ürkmek tarih oluyor benim için. Öyle ki, “kanyon böceği” adını taktığım uzun bacaklı, narin yapılı örümceğin yüzümde dolaşması bile rahatsız etmiyor geceleri.   Erken uyanıyorum çoğu, ekstra görevim var, herkesten önce hareket etmeye çalışıyor, hazırlanıyor, fotoğrafa zaman bırakmaya çalışıyorum. Bataryayı da akıllı kullanıp, her şeyi kaydetmeliyim. Belge olsun bu güzelliklere, yaşananlara, toplasan bir avuç insanın gerçekleştirebildiği bu etkinliğe.. Belki de bir gün fotoğraf makinasız, keyif için gitmeliyim aynı rotayı..  

Geçit vermez kayalıkların, ayak basılmamış çalılıkların, yüksek dağların, üstü kapalı kanalların arasında ilerleyen kanyonumuz, beşinci günde sanki evcilleşti biraz. Artık bacaklarım daha çevik, adımlarım daha dengeli, çantam da daha hafif.. Benzeri az görülür görsellikteki şelale ile sona yaklaşıyor.. İçimizde başarmanın huzuru, biraz da sona ermenin hüznü var. 

 Herkes payına düşeni alıyor geziden.. Ben aldım. Sınırlarımı zorladım, hedefe ulaşmanın gururunu yaşadım. Paylaşmanın sonsuz mutluluğunu tattım En önemlisi hiç tanımazken, ayrılmaz dostluklar kazandım. En acısı, içi ile dışı bambaşka, kendisine bile yabancı insanlar olabileceğini gördüm. 

Geçit vermez Valla Kanyonu. Başardım. Başardık. Sanki yukarıdakiler giriş bölümüydü, daha hiç anlatamadım yaşadıklarımı.. Hani denir ya, belki de anlatılmaz, yaşanır Valla Kanyonu..

Sevgili KAD ekibi dostlarım. Sonsuz teşekkürler. Bundan sonra sizlerle atılacak her adıma gözü kapalı varım.    

Birlikte nice etkinliklere  Sevgiler..

Gülcan Acar

13 Ağustos 2010

 

BİR KANYON HİKAYESİ VALLA 2010

 

Bu hikayeyi okumadan önce arkanıza yaslanın ve gözlerinizi kapatın. Başlayın hayal kurmaya

Her insanın hayalleri vardır,bizim hayalimizde Valla Kanyonu’nu görmek, görmeyenlere anlatmaktı

Sonunda gün gelip cattı,kendimizi kanyonun ağzında hazırlanırken bulduk.

İnanılmaz muhteşem kaya duvarlarının arasından Kanlıçay suyu irili ufaklı taşlarla sabah güneşinde oynaşarak akıyordu. Hazırlıklarımızı bitirip, çantalarımızı sırtlayarak, süzülerek akan Kanlıçay’a adımlarımızı atarak ilerlemeye başladık.

On beş dakikalık bir yürüyüşten sonra kendimizi suda yüzer bulduk,ekibin keyfi yerine gelmişti

Kanlıçay zarif narin ince belli genç kız gibi ilerde hayatını birleştireceği Devrekhane Çayı’na doğru yeni gelin edasıyla nazlanarak akıyordu.

Yaklaşık iki saatlik keyifli bir yolculuktan sonra Kanlıçay ve Devrekhane Çayı bütünleştiler.

Devrekhane Çayı sağ taraftan gelişimizden rahatsız olsa gerek homurdanarak kayalara çarpa çarpa yüksek sesle akıyordu.

İçerdeki güzellikleri dışarı cıkarmakta kararlı olan ekip arkadaşımız Gülcan öfkeli akan Devrekhane Çayı’nın gazabından Hasan arkadaşımız sayesinde zor kurtuluyordu.

Bu olaydan ders çıkaran ekip daha dikkatli adımlarla kanyonun içlerine doğru ilerlemeye başlamıştı.

Sevgilisine kavuşan Devrekhane Çayı sakinleşmiş olmasına rağmen biz dikkati elden bırakmıyorduk

Suyun ne zaman öfkelenip ne zaman kabaracağını önceden kestirmek mümkün olmadığından ekip liderimiz Celal önden giderek geçiş güzergahını belirleyip, ekibin güvenli geçişini sağlıyordu.

Devrekhane Çayı’na can veren yağmurlar vadinin yamaçlarından kaya bloklarını kopararak suyun etrafına rast gele serpiştiriyor,oda bu kaya bloklarını yüzlerce yılda sabırla eriterek ortaya heykeltıraşları kıskandıracak güzellikteki taş heykelleri kanyonun her yerinde sergiliyordu.

Bazen de kaya blokları suyun önünü tıkayıp küçük bir gölet meydana getirerek, fazla gelen suyu önüne katıp şelaleler oluşturuyordu.

Bu gibi durumlarda bazen yan geçiş yaparak suyun öfkesinden uzaklaşıyorduk.

Bazen de belimize bağladığımız iple kabaran suların içine kendimizi atarak lider geçişler yaparak ekibin karşıya güvenle geçişini sağlıyorduk.

Bütün günün yorgunluğunu gidermek için kayaların cömertliğinden faydalanıp kamp kuruyor gece yatarken üstümüze yıldızlardan yorgan örtüyorduk.

Tuzsuz aşımız oluyordu ama tatsız hiç anımız olmuyordu.

Ekip arkadaşlarımız aktivitenin iyi geçmesi için ellerinden geleni yapıyordu.

Heyecanımıza heyecan katmak için bize katılan Nesrin arkadaşımız arada sırada kendini kayalardan aşağıya atmaya kalksa da badisi Apo buna asla izin vermiyordu.

Su içmek içindir kuralını bozmayan Gülcan’ın ağzı suyla ne zaman temas etse suyu kana kan’a içmesi boğulmasına sebep oluyordu.

Hasan iyi bir yüzücü olduğunu göstermek için suya düşen birini dört gözle beklemek den sıkıldığı anlarda elleri ile balık yakalayıp yeteneklerine bir yenisini ekliyordu.

Sevgili Apo elinde cezvesi yaptığı Türk kahvesini içirebilmek için sürekli birilerini kovalıyordu.

Yaşına başına bakmadan kanyona giren Ekin Doğa babasının sert bakışlarına aldırmadan kendini tehlikeli sulara atıp ekibin moral motivasyonunu yükseltiyordu

Yolun yarısını geçtikten sonra taş kemere ulaşmıştık.Onu hep resimlerde görüp seyretmiştik oysa şimdi tüm heybetiyle karşımızdaydı ve ona dokunabilirdik.Hayranlıkla bu sanat eserin seyrettik,ona sarılıp Gülcan’a poz verdik ve vedalaştık.

Üstü örtülü kanallardan yüzerek geçtik .Oldukça yüksek kubbeli mistik odada Hasan’dan “Makber”i dinlerken bu mükemmel akustiğe hayran kaldık

Dağlardan süzülerek akan şelalelere ulaştık, kana kana buz gibi sulardan içtik.Bununla yetinmeyen Apo şelalelerin üzerine çıkarak küçük bir cennet bahçesini keşfetmiş oldu.Küçük küçük şelaleleler kazanlara akıyor yosun tutmuş bu krater çanakları yeşilin bütün tonlarıyla güneş ışığı altında renkten renge giriyordu.Görsel güzeliklerini yaban nanesi kokularıyla destekleyen bu küçük cennete de doyamadan veda edip yolumuza devam ettik.

Dere yatağı açılarak devam ediyordu, artık kanyonun sonuna geliyorduk, yan duvarlardan küçük şelaleler arkamızdan gözyaşı döküyor ,balıklar zıplayarak bize güle güle diyordu.

Dört gün rüya gibi geçti seneye yeniden gelmek için VALLA söz vererek kanyondan ayrıldık.

Bu aktivitede olağanüstü güç ve enerji harcayan ekip liderimiz sayın Celal Demirkıran’a ve tüm ekip arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler…

Erdal BAYRAKTAR

KML-LogoFullscreen-Logo
Valla

harita yükleniyor - lütfen bekleyin...

Valla 41.713910, 33.054502 İsim (name) : Valla Şehir (city) : Kastamonu Derece FFME (Grade FFME) : V5 A7 VI **** Derece ACA (Grade ACA) : 4 C4 XX VI S2 *** En Uzun İniş (Longest rappel) : 10 m Rakım Farkı (Elevation Loss) : 233 m İniş Sayısı (Rappel Count) : 2 Kuş Uçuşu Mesafe (LOS Distance) : 7.2 km Arazi Mesafesi (Terrain Distance) : 10 km Süre (Duration) : 3 d Keşif Yılı (Exploration Year) : 2004 Giriş Boylam (Start Longitude) : 33.054502 Giriş Enlem (Start Latitude) : 41.713910 Giriş Yüksekliği (Start Elevation) : 367 m Çıkış Boylam (Finish Longitude) : 33.038834 Çıkış Enlem (Finish Latitude) : 41.777920 Çıkış Yüksekliği (Finish Elevation) : 134 m Rota (Wikiloc Trail) Galeri 2011 Galeri 2006