Anadolu Kanyon İhtisas Spor Kulübü Derneği (ACC)

BİLİNMEZLİĞE YOLCULUK

Doğa ve spor hayatımda herzaman yeraldı. Kanyon, hele Kestel dendiğinde elim ayağım titredi adeta. Türkiye’nin bilinen en büyük kanyonu. Beynim, bedenim, ruhum evet geliyorum diyene kadar, türlü bahaneler üretiyor ve bir türlü karar veremiyordu. Korktum ve son ana kadar geri dönüşün yolunu aradım. Başarabilecekmiyim, nasıl yapıcam, ne yapıcam beynimin içi bir ses kirliliğine gebeydi adeta.

Ve benim için 27.07.2018 Cuma günü bilinmezliğe yolculuk başlamıştı. 7 günün sonunda tekrar dünyaya dönecektik. Giriş yapıldıkdıktan sonra çıkış hakkım yoktu. Çünkü kanyonlara en yüksekten giriş yapılır ve inişler yaparak yolculuğunuz devam eder. İniş yaptığınız bir noktadan geri dönmeniz artık mümkün değildir.

Toplam 9 kişi olacaktık. Tanımadığım ve tanısam bile böylesine bir yaşam sürmediğim kişiler ile 7 gün birlikte, kısıtlı bir alanda, doğada mücadele ederek bir ortak yaşam paylaşacaktık. Düşününce bu belki güzel, heyecan verici bir duygu ama aynı zamanda tedirgin edici bir duygu idi benim için.
Evet korkular, tedirginlikler ve soru işaretleri içinde yolculuk başlamış, guruplar bulundukları illerden, ortak buluşma noktasına doğru harekete geçmişti.

Almanya’dan , İstanbul’dan gelecek kişiler var dediler. Şaşkındım.., Bu nasıl bir tutkudur bu insanlar delirmiş dedim kendi kendime. Almanya’dan kanyona gelmek, güldüm içimden anlayamadım o an.

Ve uzun yolculuklar sonrası ortak noktada buluşuldu. Ekibin tamamıyla açık hava, muhteşem manzarası olan bir yerde, harika bir kahvaltı sofrasında tanıştık. Kahvaltıdan sonra Kanyonun giriş noktasına doğru harekete geçtik. Necati ve Fedai bizimle geldiler. Bir hazırlık bir heyecan, bir telaş başladı. Herkes ne yaparsa bende gördüğümü yapmaya çalışıyordum. Kıyafetler, uyku tulumları, ortak malzemeler torbalanıp çantalar yerleştirildi. Hayatımda bu kadar ağır bir çantayı uzun süre hiç taşımamıştım. Çantamın içinde kendime ait eşyaların dışında, ortak malzemelerde vardı. Kanyonun ilk ‘’birlik bilinci’’ ile bu noktada tanışmıştım aslında ama henüz farkında değildim tabiki.

Taşların, kayaların arasında yürümeye başladık. Taştan bir köprünün altında toplu resim çekildikten sonra kanyon yolculuğu başlamıştı. Fedai ve Necati’ye el sallayıp onları arkada bırakarak, kayalardan ve bulanık bir suyun içinden yürümeye başladık. Aradan az geçmişti ki geri dönsem hala oradamıdırlar dediğimi hatırlıyorum kendi kendime.

Yolculuk artık başlamıştı. İlk günün kanyon ile bir ilgisi yokmuş aslında, sadece Kanyona hazırlayan zorlu bir yürüme parkuru imiş. Bacaklarımda çarpılmadık yer kalmamıştı. Önde gidenler suyun içindeki kumu havalandırdıkları için, suyun içi görünmüyor kaygan bir kum hatta balçık demek belki daha doğru ve kocaman kayalar var suyun içine saklanmış. Suyun yüksekliği değişken ve yürürken çat diye bacağını kayaya çarptığın anda ancak orda kaya olduğunu anlayabiliyorsun. Bir insan niye kendine bu eziyeti çektirir ki? Benim burda ne işim var diye kafamda deli sorularla ilk günkü kamp alanına geldik. Dedim burdamı kalıcaz? İrili ufaklı taşlar var yerlerde, bırak yatmayı üzerinde oturmakta bile zorlanıyorsun. Neyse üzerinde durmamaya hatta hiç kimseye belli etmemeye çalışıyorum ama mutsuzum ve heryerim çok acıyordu. 2 tenceremiz vardı, ateş yakıldı ve yemekler hazırlandı. Nasıl olur nasıl olacak derken, yemek pişti ve karnımızı doyurduk. ‘’Su nerden içicez’’ dedim dediler ki heryer su, burdan içicez. Bakakaldım, şaşkınım, mutsuzum ama sessizim ve tüm olumsuzluklarımı içimde yaşıyorum. Tabiki hiç su içemedim. Gece böcek korkum olduğu için uyuyamadım. Sabah herkes uyandı, kalkıyoruz, çok sinirliyim ama çaktırmıyorum. Her hücrem endişe çığlıkları atıyor ama dilim söylemiyor. 2. gün sabah kahvaltımızı yaptık hazırlandık ve yola koyulduk. Yine bol yürümeli, atlamalı bir gündü. Bir kayadan suya atlarken nereye çarptığımı anlamadım ama kaval kemiğim feci şekilde acıyordu ve kırıldı sandım, acı içinde kıvranıyordum. Kenarda bir kayaya çıktım, herkes başımda, kaval kemiğim ciddi bir darbe almıştı ama bacağımı hareket ettirebiliyordum. Kısa süre sonra tekrar yola devam ettik. Deli gibi ağrıyan bacağım ilerleyen dakikalarda soğuk suyun ve adrenalinin etkisiyle artık ağrımıyordu. Öğlen molası ve tekrar yürüyüş derken kamp alanına vardık. Bacağım kötüydü, ellerim parçalanmış, parmak uçlarım yara olmuştu. Sadece bedenim ordaydı. Ruhum asla katılmamıştı bu serüvene. Gece yemek yedik. Huri ve Apo türkülerle gecemizi güzelleştirdiler. Sohpet edildi derken yatma zamanı geldi. Benim için kabus başlamıştı. Gece geç saatlerde hala uyuyamamıştım. Debelenirken uyku tulumunun içinde, kanyonun sırtlarının oluşturduğu şekil ile gökyüzünü seyretmeye başladım. Tam ortada dolunay öyle güzel görünüyordu ki. Sanki evindesin ve lambayı yakmışsın. Evin çatısı camdan ve gökyüzünü seyredebiliyorsun gibi. Kanyonun içi apaydınlıktı. Çok az uyuyarak 3. güne merhaba dedim. Sabah uyandığımda farklıydım. Bulunduğumuz kamp alanında tırmanarak kayaların üstüne çıktım. İnanılmaz bir manzara vardı. Gözlerimi kapadım ve dinledim. Orada o kadar vakit geçirmeme rağmen duymadığım bir çok sesi farkettim. Görmediğim bir çok güzelliği. Kayaların üstünde yalnızdım ve kendi kendime konuşmaya başladım. Ya dedim bütünleşeceksin yada burnundan gelecek! Farkına varmalısın yaşadığın bu deneyimin. Sen bu doğanın bir parçasısın ve yapabilirsin. İzin ver doğa seni kucaklasın. Rüzgarı dinledim, kayalara dokundum, derin nefeslerle bütünleşmeye çalıştım. Ve kendimi artık daha rahat hissediyordum. Kanyona girdiğimizden beri en büyük kabusum tuvalet işini nasıl halledecek olmamdı. Komik yada gereksiz gelebilir ama, kanyona girdiğimden beri ilk kez tuvaletimi yapabilmenin tatlı mutluluğu ve hafiflemişlik hissi ile kamp alanına geri döndüm. 3. Gün hazırlıkları başlamıştı. Kahvaltı, giyinmek derken güne başladık. Bugün büyük şelale günüydü. 85metre den aşağıya inecektik. Heyecanlıydım. İlk iki gün yaptığımız zorlu yürüyüşler bitmişti artık, kanyon başlamıştı. İnişler, havuzlar derken büyük şelaleye geldik. Celal hocam sakin ve tadını çıkararak in dedi. İzle dedi çevreni, gökkuşaklarını. O an ne hissettiğimi bilmiyorum. Komutu almıştım ve inecektim. Geriye dönüş yoktu. Sekizliye bağlanana kadar aşağıya hiç bakmamıştım. Sekizliye girdim ve inişe başladım, sağ elimde bir ip ve hayatım tuttuğum bu ipe bağlıydı. Bırakamazsın. Tependen kaska sular vuruyor, debisi yüksek olduğu için inanılmaz bir ses çıkıyor. Yosunlaşmış bir yüzey ayakların kayıyor ve aşağıya doğru iniyorsun. Çok yüksektesin. Korku, yorgunluk, heyecan, merak ve güç karmakarışık olan bütün bu duyguları hücrelerine kadar hissediyorsun.

Beynimin içi sanki bomboştu. Sadece inmeye ve başarmaya odaklanmıştı. Sonra Celal hocamın söylediklerini hatırladım, durdum, nefes aldım ve aşağıya doğru baktım. Harika gökkuşaklarını gördüm. O an içim cıvıl cıvıl olmuştu. Gökkuşaklarının içinden geçeceğim için çok heyecanlıydım ve inmeye devam ettim. Suyun şiddeti ile şelalenin içindeki havuza girdim. Aslında pek girmek değil düşmek daha doğru bir kelime olabilir. Girdiğim an mücadelem başladı. İpler ayaklarıma dolandı, havuz kaygan ayakta duramıyorum,su debisi çok yüksek kafamdaki kaskı sanki beynimin içinde gibi hissediyordum. Aşağıda Erdal hocamın ben belli süre içerden çıkamayınca yardımcı olmak için ipi çektiğini farkettim. O an belki saliseler ama benim için zaman çok uzundu. Nefes nefese kaldım, sesim çıkmıyor tam o anda hadi kızım tek başınasın ve başaracaksın telkiniyle ‘’ ipi salın’’ diye avazım çıktığı kadar bağırdım. Duydular beni, Erdal hocam ipi gevşetti , ayaklarımı ipten kurtarıp, tekrar iniş pozisyonumu alarak havuzdan çıkmayı başardım. O anki duygum, oğlumu kucağıma aldığım zamanki duygumla aynıydı. Sağlıklı ve hayatta olabilmek, hayatla olan o muhteşem bağı, bir olabilmeyi tüm hücrelerinde hissetmek. Tarifi belkide yetersiz kalan harika bir duyguydu. Ve sonra çok yorgundum ama seyrederek gökkuşaklarını, basınçla beni rahatsız eden suyun melodisi bile değiçmişti o an ve dinleyerek suyun melodisini, nefes nefese ama güçlü ve çok mutlu bir şekilde inişi gerçekleştirdim.

Büyük şelale tüm ekip arkadaşlarım için zor anlara imza atsada bana göre kanyonun, ekip ruhunun, birliğin ve birlikteliğin, güvenin, gücün yeri oldu. Orada her iniş ayrı tecrübeler kattı bize. Herkes sağlıkla indikten sonraki o hafiflemişlik hissimi hayatım boyunca unutmayacağım. Yeni tanıdığın insanlar için endişeleniyorsun. Sanki doğduğundan beri hep birlikte kanyonda yaşamışsın gibi. Anlatılamaz yaşanır denen bir şey Kanyon aslında.
O gece harika bir yerdi kamp alanı yada ben artık görmeye başlamıştım. Yaralarımızı sevgiyle onardık. Gece şelalenin sesiyle uyuduk. Bende ilk kez çok rahat uyudum. Artık kabul etmiş teslim olmuş ve bütünleşmiştim. Sevgili Apo ağrılarım olduğu için bana kendi şişme matını verdi. Kendi konforundan vazgeçip benimle paylaştı. Ve benim için o günden sonra her anlamda kanyon geceleri daha konforlu geçti.

Gece uyumadan önce gökyüzünün muhteşemliğinin farkına vardım. Dolunay yoktu ve yine kanyon sırtlarının oluşturduğu şekil ile sırtlarda çıkan ağaçların motiflerinin arasında görünen yıldızlar harikaydı. Çocukluğumdan beri yıldızları seyretmek hep mutlu etmiştir beni ama bu yaşıma kadar hiç böyle muhteşemini görmemiştim. Bu görüntüyü, hissettiğim, o mutluluğu hayatımın sonuna kadar unutamam. Bu güne kadar bu kanyondan geçmiş bu dünyadaki tahminen 20 şanslı insandan biriyim. Bu şans ve o geceyi hatırladığımda yüzümde beliren tebessüm inanılmaz bir keyif benim için.
Evet 3. Günde büyük bir koşuşturmaca, harika duygu ve anılarla bitmişti. Ben artık kanyonu yaşamaya, keyif almaya ve tadını çıkartmaya başlamıştım. Hazırlıklarım daha heyecanlı olmaya başlamıştı. 4,5 ve 6. günlerde muhteşem doğa güzelliklerine gebeydi. Gecesi, gündüzü ayrı değerli ve güzeldi. Doğal çanaklar ve kaydıraklar, renkler, doğa güzellikleri mucize gibiydi.

Kanyonun içinde korku, endişe, ego, nefs, özgürlük, başarı, yorgunluk, paylaşım, bir olmak, koşulsuz şartsız güven ve teslimiyet duygularının tamamını çok derinden yaşadım.

Yorgunsun yara bere içindesin ama ortak birşeylere yardımcı olmaya çalışıyorsun. Açsın ama payına düşen kadarını yemek durumundasın. Nefsini terbiye ediyorsun adeta. Temizmiş, pismiş, mükemmel olmalıymış, kurallar, kontroller, hırslar, ego, öğretilerinden, lügatından çıkıyor adeta. Kanyon bana göre ciddi bir hayat öğretisi, kişisel gelişimin kalbi, hatta hayatın ta kendisi. Herşeyi en iyi ben yaparım, ben en iyiyim, ben bilirim diyemediğin bir yer kanyon. Çünkü ayağının kayıp kafanı kayaya çarpıp sakatlanabilme ihtimali herkes için eşit şartlarda geçerli. Ve bu risk her adımında her an seninle.

Kanyon beni kendimle yüzleştirdi adeta. Hani hayatın içinde kimi zaman çok yoruluyoruz ve üzülüyoruz yeter artık dediğimiz zamanlar oluyor ya! Kanyon içindede yorulduğun çok an var ama yola devam ediyorsun. 85 metreden aşağıya inerken bırak ipi bitsin o sıkıldığın hayat, yorgunlukların, mücadelelerin herşey bitsin. 3 saniye sürer, ipi bıraktığın an ile suya beton etkisiyle çarpıp ölmen. Ama değil işte, basit değil. Hayat aslında o kadar değerli ve güzelki. Ve sımsıkı bağlıyız, yaşama sevincimiz, mücadele ruhumuz var aslında. Sadece görmüyoruz, duymuyoruz, hissetmiyoruz ve sonra o girdabın içinde yok olup mutsuzluğa doğru yolculuğa devam ediyoruz bazen.

Ve Kanyon bas bas bağırarak anlatmaya çalıştı her an ayrı tecrübelerle bana. Önce hisset ve bütünleş, sonra güven ve teslim ol ve sonra ilerle ve her adımında farkına var. Tüm duygu ve davranışların olumlu taraflarını pekiştiren, olumsuzları dönüştüren bir öğreti yeri bana göre. Kanyonun içinde sivri kayalar göremezsiniz, hepsi yuvarlak hatlara sahip. Kayalara tutunup yaşamaya çalışan ağaçlar imkansız diye birşey yoktur diye bas bas bağırıyordu adeta. Aslında coğrafyası bile çok şey anlatıyor farkına varana.

İnanılmaz bir mücadelenin içine giriyorsun. Birlikte olduğun ekip liderlerin ve ekip çok önemli tabi bu durumda. ACC çok özel insanlardan oluşuyor. Ekip ruhu öyle güzel oturmuş ki kanyona giremeyen arkadaşlar içeride hep konuşuluyor ve akşam kamp alanına geldiğimizde haber ulaştırılması gerekiyor diye dağ tepe aşılıyor telefonun çeken bir noktasını bulabilmek için. Dışarda kalan dostlar içeridekileri merak edip haber almak istiyor. 
Benim hayatım sporun içinde geçti. Kulüpler, takım sporları, bireysel spor branşları içinde yer aldım fakat hiçbirinde olmayan birlik ve beraberlik bilincini burada gördüm. Kanyondayken dünya ile iletişimin kopuyor. Kendi evladını bile an geliyor düşünemiyorsun. Ama kanyona babasının yoğun bakımda olması sebebiyle gelemeyen Semih’in babası nasıl oldu diye merak eden ekip ruhuna şahit oldum. Semih’in babasına verdiği değeri herkes biliyor ve o üzüntüsünün içinde Kanyon arkadaşlarından sağ salim çıktık haberini bekliyor. Bu bekleyiş beni çok etkiledi. İlk gün bizi sağlıcakla bekliyoruz diyerek uğurlayan Necati ve Fedai harikasınız. Değerli hocalarımız bu iş için hayatlarını yeri geldiğinde büyük risklere atabilecek kadar yürekli iki insan Celal ve Erdal hocalarımız muhteşemdiniz. Erdal ve Celal hocam arasında inanılmaz bir sinerji vardı. Birbirlerini, bakışarak anlayabiliyor ve güveniyorlardı. Koşulsuz şartsız hem de. Sorun olduğunda mutlaka halleder işin içinden çıkabilir diyebilmek, biri için çokta kolay değildir. Emek ister, uzun seneler ister, özveri ister ve güven ister. Sizler her biriniz ACC çatısı altında, işinde uzman kaliteli ve değerli kişilersiniz. Her şey için herbirinize çok teşekkür ediyorum. Sizler olmasaydınız, bu yolculuk benim için bu kadar güzel, bu kadar anlamlı olmazdı.

Son güne geri dönmek istiyorum. Son gün sabah kahvaltı ve hazırlıklardan sonra toparlandık. Artık yorgunluk herkesin yüzünden okunuyordu. Yolculuğun son gününe gelmiştik. Dünyaya dönecektik. Şelaleler, havuzlar, kanyon duvarları artık bizi uğurlamaya hazırlanıyordu. Öğleden sonra olmuştu. Celal ve Erdal hocam öne geçtiler. İniş var sandım. Bir kayanın üzerine oturdular ve tüm arkadaşların gelmesini beklediler. Herkes gelmiş kendini bir kayanın üzerine atmıştı. Artık herkes çok yorgundu. Erdal hocam şu kayayı görüyormusunuz, işte çıkış kapısı ve kanyon bitti dedi. O an hissettiğim duygu karmakarışıktı. Hepimiz sağ salim oradaydık. Başarmıştık. Her an ölüm tehlikesi yaşadığın bir şey, insana nasıl zevk verebilir diye düşündüğümde kanyona bağlayan adrenalin mi? sorusunun bendeki yanıtı sadece adrenalin değil, orası Erdal hocamın dediği gibi belki insanın evi, belki hayatı, belki okulu ama herkese verdiği ayrı bir tadı ayrı bir dokusu vardı.

Herkes birbine sarıldı, tüyler diken diken, bir tebessüm herkeste ve inanılmaz bir çoşku ile ellerini kaldırıp çakışan 9 kişi. O an dünyada başka insan tanımıyormuş gibi hissediyorsun. Sanki yıllarını hep birlikte geçirdiğin 8 kişi varmış gibi. Bittiği için hem sevinip hem üzülmek nasıl bir tezatlıktır. İşte tarifi olmayan büyüleyici kısmıda bu sanırım. Neyi kutladık, bence tek bir adı yok bunun. Belkide o yüzden çok değerli kanyon yolculukları. Herkes için başlığı, yolculuğu, aldığı, verdiği, hikayesi, orda olma amacı çok farklı ve değişik.

Benim hayatımda öncesi ve sonrası dediğim bir yolculuk oldu. Kendimi çok şanslı hissediyorum. Kanyon öğretileri diye yazılabilecek bence çok şey var. Hayatın içinde öyle kolay savrulmayı, karamsar olmayı bırak, yaşama ne kadar bağlı olduğunu ve yaşamanın ne kadar değerli ve güzel olduğunu herdaim hisset ve gör, farkında ol diyordu Kestel. Bunun için hayatından bişeyler kaybetmene gerek kalmasın. Sahipken, sahip olduğun değerlerin farkında ol. Direnme ve akışına bırak. Geçmişi bırak diyordu nasılsa geçti gitti aklın o an’da olabilmeli ki başarabilesin sadece tecrübesinden faydalan yara izlerinin diye haykırıyordu adeta.

Hiç tanımadığın 8 kişi ile bir mücadele ve güvenmek duygusunu derinden yaşadığın bir ortam. Bu kadar çabuk güvenilir mi hemde tanımadığın birine üstelik hayatını teslim ediyorsun kimi zaman. İpin bir ucunda kendisi diğer ucunda sen, bendesin diyor ve teslim olmak zorundasın. Direnç gösterirsen seni indiremez ve teslim oluyorsun, aşağıda ne var bilmiyorsun, yükseklik ne bilmiyorsun sadece kollarını açıyorsun ve teslim oluyorsun. Sonra sırtıma bas diyor arkadaşım, bendesin diyor, tut elimi. Bu kadar kolay teslim olmak ve güvenmek ama benim için zor olan kısımlardan biriydi ve İnanılmaz bir deneyimdi benim için. Kanyonun içindeyken Zeyna gibi oluyorsun. Ağrın, sızın, yaraların sanki yok. Kanyondan çıkıp dünyaya döndüğünde hergün bedeninde bir yerinin daha darbe aldığını farkediyorsun. Ama yaraları gördüğünde yada acısını hissettiğinde, yüreğinde inanılmaz bir huzur, yüzünde bir tebessüm, beyninde ise başarı ve gücün havai fişekleri atılıyor adeta. Sanırım kanyonun bunca hırpalamasına rağmen bir sonrakinde bu şelaleden hakkını veremedim böyle inmeliyim hayali kurmak, bu hissedilen tarifi zor ama güçlü duyguların eseri.

Hayatın içindede sorun esnasında bir şey hissetmeyiz sonrasında arazları çıkar ama yaşamaya, keyif almaya, dahada güçlenerek hayat içindeki yolculuğumuza devam ederiz. Kanyon bana göre bir hayat okulu ve kişisel gelişimin ta kendisi. Doğayla bir olabilmek hissi, zorluklara direnmeden teslim olmak, sorun varken kısıtlı imkanlarla çözüm bulabilmek ve herşeyin çözümü vardır diyebilmek. Hayat akışına kanyon öğretileri ile yoğuran ve bunları hayatında uygulayan kişi tüm hayatını daha kaliteli ve çok daha anlamlı güzel yaşayabilir diye düşünüyorum. Her isteyen kişinin geç kalmadan deneyimlemesi gerektiğine inanıyorum.

Ve sonunda karaya çıkmıştık. Kanyon bitmişti ama arabalara ulaşabilmemiz için yüksek dik bir tepeyi aşmamız gerekiyordu. Belkide daha 2 saat civarı yürüyecektik. Susuzluk, sırt çantalarımız ve güneşin yakıcı sıcağı ile yürümeye başladık. Ben bir ara devam edemeyeceğim dedim. Artık yürüyemiyordum. O arada takım arkadaşım sırt çantamı aldı ve yukardan sesleri duyduk. Erdal hocam burdayız diye bağırdı. Necati ve Kadir abi bize yardıma geldiler. Belki de son 20 metreydi ama bitmesi imkansız görünüyordu. Kadir abi Erdal hocaya doğru yöneldi ama Erdal hocam çantasını vermedi. Benimkini almasını rica etti. Halbuki oda yorulmuştu ve çantası benimkinde çok daha ağırdı. Herkes ekip lideri olamaz. Liderlik ayrı bir olgunluk ve sorumluluktur. Teşekkürler Erdal hocam. Kadir abi çantamı aldı son adımlarımı güçlükle atarak yola çıktığımda bizi kaşılamaya gelenlerin mutluluğu şahaneydi. Meyveler meyve suları ihtiyacımız olan herşey vardı. En başta da güler yüz ve samimiyet. Suya saldırışım inanılmazdı. İncir verdiler yarısını ısırdım, nefes nefeseyim hala baktım kurt var ama yemeye devam ettim. Açlık, yorgunluk bizi mağara dönemi insanlarına mı döndürmüştü anlamadım. Aç gözlülüğümüzün sebebi neydi ki nereye gitti öğretiler kanyon hahahaha işte hayat böylesine bişey. O an sadece yaşamak istiyorsun ve tamamen hayvani duygulara sahip gibisin. Şuurun kapanmış gibi sadece yemeğe odaklısın. Hayatım boyunca hiç yaşamadığım bir duygu ve davranış şekliydi. Hepimiz toparlanıp soluklandıktıktan sonra Kadir abi bizi evine götürdü. Keçi yoğurdu, keçi peyniri, lavaş, kavun yer sofrası heralde Kestel kanyonunun olmazsa olmazı ve evet kanyon şimdi bitti dedirten en değerli kısımlarından biriydi. Yedik içtik ve vedalaşma zamanı geldi.

Sarıldık, teşekkürler edildi ve harika anılarla eve dönüş yolculuğumuz başladı. Karamanda Necati bizi bir tatlıcıya götürdü. Arabadan indim kaldırımda yerdemiyim, göktemiyim belirsiz ve beynim sanki sıfırlamış gibi boşlukta hissi ve yürüyemiyordum. Tatlılarımızı yedikten sonra evimize doğru yolculuğumuz artık başlamıştı.

Kadir abinin evinde otururken ekip arkadaşlarımı tekrardan tek tek inceleme fırsatım oldu. Kim bilir bir daha nezaman görüşücektim. Belkide bazıları ile birdaha hiçbir zaman bir araya gelemeyecektim. Birbirinden farklı 9 kişi bir arada 7 gün geçirdiler. Herkes farklı karakterde ve herkesi olduğu gibi kabul ederek idare edebildik. Alttan alabildik. O ortamda stres faktörü olduğu için en zor şey karşındakini alttan almak yada kendinin hatalı olduğunu farketmekti bana göre. Ve hepimiz bunu başardık.

Herkesten bir imza kaldı benim yüreğime, ve sizlere teşekkür edip paylaşmak istiyorum.

Tuğçe, suya birkaç kez ayağı kaydığı için tehlikeli düştü ama dışarı çıkmasıyla beraber can acısı olsa bile ‘’bişey yok bişey yok’’ diyerek endişelenmiş olan bizleri rahatlatmaya çalışan o masum halini hiç unutmayacağım. Ayağı burkulduğunda, bileğinin ağrısını stres yapmasın kimse diye saklamasını, ekip ruhunu düsünmesinide unutmayacağım. Her an yanımda olduğun için teşekkür ederim Tuğçecan… İyiki varsın ve çok değerlisin..

Huri, sesinle gecelerimizi renklendirdin. çok yeni tanımış olmana rağmen benimle birçok özel paylaşımın oldu. Bana güvendiğin ve paylaştığın için teşekkür ederim. Hayatında hersey istediğin gibi olsun.

Haydar, kocaman bir bedenin içinde, küçücük bir çocuk cümlesi seni bana hatırlatacak. Nazlı kaprisli alıngan ve kırılgan. Yemekler için teşekkürler. Herkes dinlenirken odun topla,ateş yak yemek yap yoruldum diye mırıldanarak söylenmelerin, olsada her defasında keyifle pişirdin yemekleri. Arı soktuğu zamanki o sevimli halin hep yüzümde tebessüme sebep olacak. Son gün bayılıcam sanırım dediğim noktada çantamı taşımanı asla unutmayacağım. Teşekkürler herşey için. Hayat sana güzellikleri ve kolaylıkları sunsun…

Apo, çok özel ve değerli bir insansın. Birçok yerde köprü oldun, el uzattın hepimize. Sakinliğini ama aynı zamanda bişeyleri açıklama, özelliklede bilimsel açıklamalarını unutmayacağım. Doğada ses desibelime dikkat edicem bundan sonra söz. Apo, dediğimde ‘’emniyet ve güven ‘’ kelimeleri aklıma geliyor. Matını bana verdiğin gün çok mutlu ettin beni. Hayatım boyunca unutmayacağım. O gün senin içinde çok özel bir gündü. Büyük şelale hepimize çok şey öğretti ve yeni tecrübeler kattı. Hiç üşenmeden her defasında yaptığın lezzetli türk kahvesi için ayrıca teşekkür ederim. İyiki seni tanımışım. Her daim özgür, konforlu ama güvenli dilediğin gibi bir hayat seninle olsun…

Yaşar, hakkını helal et. En başta eldivenlerini benimle paylaştığın için çok teşekkür ederim. Her zorlukta ihtiyacı olanın yanında oldun. Yaşar dediğimde ‘’ Yaşar yetiş ve güven’’ kelimesi aklıma geliyor. İyiki seni tanımışım. Duruşunla, samimiyetinle ve sabrınla çok özel ve değerliydin. Hayat sana huzuru, mutluluğu ve kolaylığı sunsun…

Martina, yalnız kaldın, dilimizi bilmiyordun, yoruldun, korktun ama paylaşamadın. Ama hep uyum sağladın ve kanyonu başarıyla tamamladın. Bana son günkü sarılmanı unutamam. İçtendi samimiydi ve hücrelerime kadar bu duyguyu hissettirdin. Çikolatalarını her birimizle paylaştığın için ayrıca teşekkür ederim. Keyifli bir hayat seninle olsun…

Erdal hocam, ekibimizin lideri duruşuyla, sakinliği ve soğukkanlılığı ile güven duygusunu bize tüm etkinlik boyunca verdin. Soğuk ve sanki umursamıyormuş duruşun ama aslında ne yapabiliriz o kişi için diye kendi içinde düşünen birisin. Desteklerin için teşekkür ederim. Liderlerin genelde egoları yüksektir. Benim gördüğüm ise yanlış varsa kabul edip, hatasını görebilen ve bunu birdahaki sefere onaran olgun ve saygın bir kişiliksin. Tecrübelerinden faydalanabilmek bir ayrıcalık ve onurdur sayın hocam. Keyifli ve dilediğin gibi bir hayat diliyorum…

Celal Hocam, ekibimizin lideri çözüm adam. Kontrolü ve güvenliği sağlamak adına kendini,sağlığını hiç düşünmeden herkes adına bedenini, ruhunu, beynini yorabilen kanyonlarda bir He-man a dönüşen kişisin benim için. Kanyonların gücü adına güç bende artık diyerek tüm yolculuk boyunca hem keyif alıp,hem sorumluluk alabilen ve bunu zevkle yapan kişisin. Tecrübelerin çok değerli ve iyiki bu yolculuğuma senin rehberliğinde çıkmışım. Koşulsuz şartsız güven kelimesini ben unutmuştum,bana bunu tekrar hatırlattığın için teşekkür ederim. Dinlemesini bilen, olaylara olması gerektiği zamanda müdahale eden ama herzaman kendi bildiğini yapan ve yine haklı çıktı dedirten birisin. Çok değerlisin. Celal hocam dediğimde güç, güven ve sakinlik kelimeleri aklıma geliyor. Keyifli, sağlıklı ve dilediğin gibi mucizelerle dolu bir yaşam seninle olsun…

Fedai, Necati, Kadir abi lojistik desteği verdiğiniz ve yanımızda varlığınızı hissettirdiğiniz için dışardan manevi desteklerini esirgemeyen Semih, İsmail ve Kerim’e tanımadığım diğer ACC üyelerine iyi ki varsınız diyorum.

Bilinmezliğe yolculuğum artık bedenimde ve ruhumda izleriyle yaşamaya devam edecek. Hayatım için yeni bir başlangıcın kapısı oldun Kestel Kanyonu. Benim için hayatımın öncesi ve sonrası dediğim çok önemli ve değerli bir deneyimsin. Senin muhteşem misafirperverliğin için teşekkür ederim.

Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Sevgilerimle….
Şebnem Sezer 2018